İlişkide İçine Boşaldıktan Sonra Hamile Kalmamak İçin Ne Yapmalı?
Toplumda, cinsellikle ilgili birçok tabuyu ve yanlış anlamayı bir arada yaşıyoruz. İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde, toplumsal normlar ve bireysel tercihler arasında sıkışmış bir şekilde yaşarken, her gün sokakta, toplu taşımada, iş yerlerinde, farklı cinsiyetlerden, farklı sosyal sınıflardan bireylerle karşılaşıyoruz. Her birinin cinsellik ve aile kurma üzerine farklı düşünceleri, farklı korkuları ve arzuları var. Bu yazıda, ilişkide içine boşaldıktan sonra hamile kalmamak için ne yapılması gerektiğini, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden inceleyeceğim.
Toplumsal Cinsiyet ve Cinsel Sağlık
İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, insanlar hızla geçip giderken bazılarının gözlerinde ne kadar yorgunluk, bazılarınınsa korku olduğunu görebiliyorum. Bir kadın olarak, toplumda cinsellikle ilgili fazla konuşulmayan bir gerçeği gözlemliyorum: Kadınların hamilelik ve cinsel sağlık konularında aldıkları sorumluluk, genellikle erkeklerden daha fazla. İstanbul’daki iş yerlerinde, üniversite kampüslerinde ve sosyal ortamlarda kadınların hamile kalmamak için daha fazla önlem alması bekleniyor. Erkeğin sorumluluğu ise genellikle işin başından çıkmakla sınırlı kalıyor. Oysa ki, ilişkide içine boşaldıktan sonra hamile kalmamak için yapılacaklar, sadece kadının değil, her iki tarafın ortak sorumluluğu olmalı.
Kadınlar için doğum kontrolü seçenekleri oldukça çeşitli. Yalnızca hap, iğne, spiral gibi fiziksel yöntemler değil, aynı zamanda son yıllarda toplumda daha fazla duyulmaya başlanan yapay rahim gibi daha ileri teknolojiler de gündemde. Ancak, toplumsal cinsiyet normlarına göre, kadının bu önlemleri alması bekleniyor. Pek çok kadının, hamile kalmamak için kullandığı yöntemler, genellikle ya partnerinin onayı ile ya da yalnızca kendi isteğiyle oluyor. Pek çok erkek, ilişki sırasında doğum kontrolü hakkında sorumluluk almayı genellikle reddediyor ya da kadına yükleniyor. Bu durum, cinsiyetler arası eşitsizliği ve cinsellik konusundaki görünmeyen adaletsizliği gözler önüne seriyor.
Çeşitlilik ve Doğum Kontrolüne Erişim
Toplumda cinsellik ve doğum kontrolüne erişim konusunda büyük farklılıklar var. Gençler, özellikle İstanbul’da yaşayan üniversite öğrencileri arasında, cinsel sağlıkla ilgili bilgi eksiklikleri sıkça karşılaşılan bir konu. Sokakta sohbet ederken, birkaç arkadaşımın, doğum kontrol hapı veya koruyucu yöntemler hakkında hâlâ doğru bilgi sahibi olmadığını gördüm. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde, göçmenlerin yaşadığı mahallelerde, bu konuda daha fazla bilgi eksikliğiyle karşılaşıyoruz. Bazı insanlar, kadınların toplumsal baskılara dayanarak hamile kalmamak için doğum kontrol yöntemlerini benimsemeleri gerektiğini düşünüyor, ancak bu yöntemlere erişim her zaman mümkün olmuyor. Yetersiz bilgi ve düşük gelir, insanların doğru kararlar alabilmesini engelliyor.
Cinsellik ve doğum kontrolüne dair farklı topluluklar arasında çok büyük eşitsizlikler var. Toplumsal cinsiyet, etnik köken, sınıf ve yaş gibi faktörler, bireylerin doğum kontrolüne nasıl erişebileceklerini ve bu konuda nasıl bir tavır takınacaklarını belirliyor. Bu çeşitlilik, İstanbul’daki farklı semtlerde dahi belirgin şekilde farklılık gösteriyor. Mesela, zengin mahallelerdeki insanlar, doğum kontrol yöntemlerine daha kolay ulaşabilirken, kırsal bölgelerde veya düşük gelirli semtlerde yaşayan insanlar bu hizmetlere ulaşmakta zorluk çekiyorlar. Cinsel sağlığın toplumsal bir hak olarak görülmesi gerektiğini savunmalıyız.
Erkeklerin Rolü ve Sorumlulukları
Sokakta ya da iş yerlerinde gözlemlediğim bir diğer dikkat çekici nokta ise, erkeklerin doğum kontrolüne olan yaklaşımı. Çoğu erkek, içine boşalma sonrası hamilelik olasılığını kadına yükleyerek, sorumluluktan kaçabiliyor. Ancak, bu davranışın toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirdiğini unutmamalıyız. Erkeğin, kadının hamilelik riskini kontrol etme sorumluluğu olmamalıdır. Her iki tarafın da karar verme sürecine eşit şekilde katılması gerekir.
Erkeklerin cinsel sağlık konularındaki duyarsızlıkları, bazen hiç beklemediğimiz bir şekilde, toplumun genelinin normlarına da yansıyabiliyor. Örneğin, toplu taşımada karşılaştığım bazı erkeklerin, cinsel sağlık ve doğum kontrolü konusunda duyarsız tavırları dikkatimi çekiyor. Birçok erkek, özellikle de daha genç yaşlardaki erkekler, ilişki sırasında korunmayı bazen unutabiliyorlar ya da sadece kadının bu sorumluluğu taşıyacağını düşünüyorlar. Oysa ki, bir erkeğin de cinsel sağlığına dikkat etmesi, doğum kontrolü seçeneklerini öğrenmesi ve gerekiyorsa korunma yöntemlerini kullanması gerekiyor.
Sosyal Adalet ve Cinsel Sağlık Eğitimi
İstanbul gibi büyük bir şehirde, farklı sosyoekonomik grupların cinsel sağlık eğitimi konusunda eşit fırsatlara sahip olmaması, sosyal adalet açısından büyük bir sorun. Cinsel sağlık eğitiminin okullarda ve sosyal ortamda daha geniş bir şekilde verilmesi gerektiği açık bir gerçek. Bu tür eğitimlerin, özellikle gençlerin doğum kontrol yöntemlerine dair doğru bilgi edinmelerini sağlayarak, bilinçli ve sorumlu bireyler olmalarına katkı sunacağını düşünüyorum.
Yalnızca kadınların değil, erkeklerin de doğum kontrolü konusunda eğitilmesi gerektiğini unutmamalıyız. İstanbul’da çoğu erkek, ilişki sırasında hamilelik riskini kadına bırakırken, doğum kontrol yöntemlerinin sadece kadınlara ait bir konu olmadığını anlamıyorlar. Bu yüzden, toplumda eşitlikçi ve adil bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Sonuç
İlişkide içine boşaldıktan sonra hamile kalmamak için yapılması gerekenler sadece bir bireyin sorumluluğunda olmamalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, doğum kontrolü, toplumun her bireyinin sorumluluğunda ve bir hak olmalıdır. Hem kadınlar hem de erkekler, cinsel sağlık konusunda daha bilinçli ve sorumlu olmalı, doğum kontrolüne dair eşit fırsatlara sahip olmalıdır. Her bireyin cinsel sağlık hakkı, toplumsal cinsiyet ve sosyal adaletin bir parçasıdır ve bu hakkın herkes için eşit şekilde erişilebilir olması gerekir.