Bir merdivenin son basamağına yaklaşırken insanın aklından bazen basit bir soru geçer: Gerçekten ne kadar yüksekteyim ve bulunduğum yer ne kadar güvenli? Bu soru, yalnızca metrelerle ölçülen fiziksel bir mesafeyi değil, insanın kendi sınırlarını, bilgisinin yeterliliğini ve başkalarına karşı sorumluluğunu da düşündürür. İş sağlığı ve güvenliği (İSG) açısından yükseklik, teknik bir kavram olmanın ötesinde, insan yaşamının değerini sorgulatan felsefi bir meseledir.
Yükseklik kavramı nedir İSG açısından? Bu soruyu anlamak için yalnızca fiziksel ölçümlere değil; etik, bilgi kuramı ve ontoloji gibi felsefe dallarına da bakmak gerekir. Çünkü güvenli çalışma, tehlikeyi ölçmek kadar onu doğru yorumlamayı ve insan hayatını korumayı da gerektirir.
İş sağlığı ve güvenliğinde yükseklik, çalışanın bulunduğu seviyeden daha alt bir seviyeye düşmesi durumunda yaralanma veya ölüm tehlikesiyle karşılaşabileceği çalışma koşullarıyla ilişkilidir. Burada önemli olan yalnızca zeminden kaç metre yukarıda bulunulduğu değil, düşme ihtimalinin ve olası sonuçlarının değerlendirilmesidir.
Türkiye’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenlere çalışanların sağlık ve güvenliğini koruma yükümlülüğü getirir. Yapı işlerinde ve diğer çalışma alanlarında yüksekte çalışmaya ilişkin önlemler, ilgili mevzuat ve risk değerlendirmeleri çerçevesinde belirlenir.
Yükseklik kavramı değerlendirilirken şu unsurlar dikkate alınır:
– Çalışma platformunun ve zeminin özellikleri
– Kenar korumalarının bulunup bulunmadığı
– Düşme ihtimali ve düşmenin olası sonuçları
– Kullanılan merdiven, iskele ve diğer ekipmanların uygunluğu
– Kişisel koruyucu donanımların ve toplu koruma sistemlerinin yeterliliği
Yüksekliği yalnızca sayısal bir eşikle açıklamak, tehlikenin bütün boyutlarını görmeyi engelleyebilir. Bu noktada felsefe, güvenlik kararlarının ardındaki düşünceyi sorgulamamıza yardımcı olur.
Ontoloji, varlığın ne olduğunu ve nasıl var olduğunu araştıran felsefe dalıdır. Yükseklik kavramını ontolojik açıdan ele aldığımızda şu soru ortaya çıkar: Yükseklik, yalnızca fiziksel bir mesafe midir, yoksa belirli koşullarda tehlikeye dönüşen bir durum mudur?
Örneğin, korkuluklarla çevrili sağlam bir platformda çalışan kişiyle korumasız bir çatıda çalışan kişi aynı seviyede bulunabilir. Ancak bu iki çalışma ortamının riskleri aynı değildir. Dolayısıyla fiziksel yükseklik ile düşme tehlikesi birbirinden ayrılmalıdır.
Aristoteles’in nedenler ve amaçlar üzerine düşünceleri, güvenlik önlemlerinin neden gerekli olduğunu sorgulamak için kullanılabilir. Bir iskelenin amacı yalnızca çalışanı yukarı taşımak değil, onun güvenli biçimde çalışmasına imkân vermektir. Ekipmanın işlevi, kullanım amacı ve yapısal özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Martin Heidegger’in insanın dünyayla ilişkisini ele alan yaklaşımı ise çalışma ortamını yalnızca nesnelerden oluşan bir alan olarak görmememizi sağlar. Merdiven, emniyet kemeri veya korkuluk, insanın günlük çalışma dünyasının parçalarıdır. Bu araçların önemi, yalnızca fiziksel özelliklerinden değil, insanın onlarla kurduğu ilişkiden de kaynaklanır.
Bu bakış açısıyla yüksekte çalışma güvenliği, insanın çevresini nasıl algıladığı ve bu çevrede nasıl hareket ettiğiyle doğrudan ilişkilidir.
Epistemoloji, bilginin kaynağını, sınırlarını ve doğruluğunu araştıran bilgi kuramıdır. İSG açısından temel soru şudur: Bir çalışma alanının güvenli olduğuna hangi bilgilere dayanarak karar veriyoruz?
Bir platformun sağlam görünmesi, onun gerçekten güvenli olduğunu kanıtlamaz. Benzer biçimde, daha önce aynı yerde kaza yaşanmamış olması da gelecekte kaza yaşanmayacağını göstermez. Güvenlik kararları gözleme, ölçüme, teknik incelemeye ve sistematik risk değerlendirmesine dayanmalıdır.
René Descartes, kesin bilgiye ulaşmak için sorgulamayı ve yöntemli şüpheyi öne çıkarmıştır. Bu yaklaşım, iş güvenliğinde alışkanlıkları sorgulamak açısından anlamlıdır. “Bu merdiveni yıllardır kullanıyoruz, şimdiye kadar sorun çıkmadı” düşüncesi, güvenliğin kanıtı sayılamaz.
Karl Popper’ın bilimsel bilgiyi sınama ve yanlışlanabilirlik üzerinden ele alan yaklaşımı da risk değerlendirmelerine uygulanabilir. Bir güvenlik önleminin işe yaradığı varsayılabilir; ancak bu varsayım teknik kontroller, saha gözlemleri ve olay incelemeleriyle sürekli sınanmalıdır.
İSG uygulamalarında bilgi eksikliği önemli bir sorundur. Çalışanın eğitim almamış olması, ekipmanın uygunluğunun bilinmemesi veya hava koşullarının hesaba katılmaması riskleri artırabilir.
Bu nedenle güvenilir bilgiye ulaşmak için:
– Çalışma öncesinde risk değerlendirmesi yapılmalıdır.
– Ekipmanların uygunluğu ve durumu kontrol edilmelidir.
– Çalışanlara yeterli eğitim verilmelidir.
– Değişen çevre koşulları yeniden değerlendirilmelidir.
– Ramak kala olaylardan ve kazalardan öğrenilmelidir.
Günümüzde sensörler, düşme algılama sistemleri ve dijital risk analizleri güvenlik kararlarını destekleyebilir. Ancak teknoloji de yanılabilir. Sensörün doğru çalıştığına ilişkin veri, sistemin bütün koşullarda kusursuz olduğunu göstermez. Bu nedenle insan denetimi ve teknik doğrulama önemini korur.
Etik, doğru ve yanlış davranışları, sorumluluğu ve adaletli kararları inceler. Yüksekte çalışma sırasında etik sorunlar, çoğunlukla işin hızlı tamamlanması ile çalışanların güvenliğinin korunması arasında ortaya çıkar.
Örneğin, bir çatıda yapılması gereken işin gecikmesi işverene maliyet getirebilir. Ancak gerekli korkuluklar kurulmadan veya uygun düşüş önleme tedbirleri alınmadan çalışmaya devam etmek, insan hayatını ekonomik bir hedefin gerisine itebilir.
Immanuel Kant’ın ahlak felsefesinde insan, yalnızca başka amaçlara ulaşmak için kullanılan bir araç olarak görülmemelidir. Bu düşünce, çalışanların yalnızca üretim hedeflerini gerçekleştiren kişiler olarak değerlendirilmesine karşı güçlü bir etik ölçüt sunar.
Faydacılık ise kararların sonuçlarını ve toplam faydayı dikkate alır. İş güvenliği açısından önleyici tedbirlerin maliyeti ile olası kazaların insani ve toplumsal sonuçları karşılaştırılabilir. Ancak faydacı bir hesaplama yapılırken tek bir çalışanın yaşamını veya sağlığını yalnızca ekonomik bir değişkene indirgemek ciddi bir etik sorun oluşturur.
Bu iki yaklaşımın ortak değerlendirme noktası, güvenlik kararlarının gerekçelendirilmesi ve insanın değerinin korunmasıdır.
Bir yüksekte çalışma kazası meydana geldiğinde sorumluluğun yalnızca çalışanın dikkatsizliğine bağlanması yeterli değildir. Eğitim, ekipman, çalışma planı, denetim, zaman baskısı ve iş organizasyonu birlikte incelenmelidir.
Güncel iş güvenliği tartışmalarında öne çıkan sistem yaklaşımı, kazaları yalnızca bireysel hatalarla açıklamak yerine hataların ortaya çıkmasını kolaylaştıran koşulları araştırır. Bu yaklaşım, hem çalışan davranışlarını hem de kurumların sorumluluklarını değerlendirmeye imkân verir.
Etik açıdan temel soru şudur: Çalışan, güvenli olmadığını düşündüğü bir işi durdurmak istediğinde bunu baskı görmeden yapabiliyor mu?
Güvenlik kültürü, yalnızca yazılı kurallarla değil, çalışanların tehlikeleri açıkça bildirebildiği ve gerektiğinde işi durdurabildiği bir ortamla gelişir.
Ontoloji, epistemoloji ve etik birbirinden farklı sorular sorsa da iş güvenliğinde birbirini tamamlar.
– Ontoloji: Çalışma ortamında hangi fiziksel koşullar ve tehlikeler vardır?
– Epistemoloji: Bu tehlikeleri hangi verilere dayanarak belirliyoruz?
– Etik: Belirlediğimiz risklere karşı hangi önlemleri almak zorundayız?
Örneğin, yüksek bir platformda korkuluk bulunmadığını fark etmek ontolojik bir gözlemdir. Düşme olasılığını ve mevcut önlemlerin yeterliliğini değerlendirmek bilgi kuramıyla ilişkilidir. Çalışma başlamadan önce gerekli korumaların kurulmasını sağlamak ise etik sorumluluğun uygulamaya dönüşmesidir.
Bu bütünlük, risk değerlendirmesini yalnızca doldurulması gereken bir belge olmaktan çıkararak gerçek bir güvenlik sürecine dönüştürür.
İSG açısından yükseklik kavramı, fiziksel mesafeyi ifade etmenin ötesinde, insanın tehlikeyi nasıl algıladığına, bilgiyi nasıl doğruladığına ve sorumluluklarını nasıl yerine getirdiğine ilişkin sorular barındırır. Ontoloji tehlikenin niteliğini, epistemoloji güvenlik hakkındaki bilgimizin güvenilirliğini, etik ise alınması gereken kararların ahlaki temelini sorgular.
Aristoteles’in amaçlara ilişkin düşünceleri, Descartes’ın sorgulama yöntemi, Popper’ın sınamaya dayalı bilim anlayışı ve Kant’ın insanı amaç olarak gören yaklaşımı, iş güvenliğine farklı açılardan ışık tutabilir. Bu düşünceler tek başına teknik önlemlerin yerini tutmaz; ancak güvenlik kararlarının neden önemli olduğunu daha derin biçimde anlamamıza yardımcı olur.
Bir çalışma alanında güvenliğin ölçüsü yalnızca kaç metre yüksekte bulunulduğu olabilir mi? Tehlike görünür olmadığında onu ciddiye almak için neye ihtiyaç duyarız? Ve bir işi zamanında bitirmekle bir insanın yaşamını korumak arasında seçim yapmak zorunda kalındığında, gerçek başarıyı hangi ölçüte göre tanımlarız?
Belki de yükseklik kavramının İSG açısından en önemli anlamı, insanın fiziksel sınırlarını fark etmesi kadar, başkalarının yaşamına karşı taşıdığı sorumluluğu da kabul etmesidir.
Ebruliorganizasyon ailesi adına Yükseklik kavramı nedir İSG hakkında hazırladığımız bu yazının sonuna geldik.